Bir Saplantının İçyüzü- Emil Michel Cioran

Yokluk fikri, emek veren insanlığa özgü bir şey değildir: Zahmet çekenlerin, kalıntılarını tartmaya ne zamanları ne de istekleri vardır; talihin sertliklerine ya da bönlüklerine boyun eğerler; ümit ederler:

Felsefenin Hazları - Brian Massumi

Deleuze ve Guattari’ye ait bir kitaba yaklaşmanın en iyi yolu, onu bir mücadele olarak okumaktır: içinde bağlantıya girmiş herhangi bir sayıdaki, en çok sayıdaki güzergahın varolabileceği yüksek durumların bir örgüsünü yaratarak, size ve etrafınızdakilere kendi yaşamlarınızı inşa etme imkanı veren sahipsiz uzamları bir yoğunluk yaylasına (başka manzaralara yeniden zerk edilebilecek kendi dinamizminin kalıcı imgelerini bırakabilen bir yoğunluk yaylasına) açmak. Bazıları bunu gelişigüzel olarak adlandırır. Deleuze ve Guattari devrim der.

Samuel Beckett üzerine - E.M. Cioran

E.M. Cioran ve Samuel Beckett 1961 yılında tanışmış denir. Cioran samimi gözükmüş, Beckett ise ortak noktalarının düşündüğünden az olduğunu farkedip hayal kırıklığı yaşamış. Cioran, Beckett’a yakınlık duymuş ki bin sayfalık Defterler’inde sıkça adını anmış. Biz dünyayı böyle sevmez gibi ama birilerini delice sever gibi…

Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu

Baudrillard’ın metninde dikkat çeken önemli bir diğer nokta ise onun Aydınlanma eleştirisidir.

Wittgenstein’ı Sevmek İçin 50 Neden - Roland Jaccard

Çünkü söylemlerindeki göz boyama oyununa direnmekte uzmandı. Diogenes, soytarıların dilini kullanarak filozofların dilini çürütmüştü; Wittgenstein da bizim felsefi şişinmelerimizin altına yerleştirdiği odunları tutuşturdu.