• Ana Sayfa
  • »
  • AUSCHWITZ’İ “ANLAMAK“…

AUSCHWITZ’İ “ANLAMAK“…

“ÖTEKİ SORUNU”NU YENİDEN SORUNSALLAŞTIRMAK














                                                                          
        Ece’ ye …  Ölüm’ün karşısına                                                              
                                                                                                cesur bir Hayat çıkarttığı için.






Aklın olanaklarının üzerine , Hiristiyan teolojisini üretmek dışında , kocaman bir çarpı atmış olan Skolastik Kültür içinde 1000 yıl yaşamış olan Avrupa , sonrasındaki 500 yıllık zaman süreci içerisinde ,  bugün kendisini ‘Modernizm’ diye adlandırdığımız bir ‘Akıl Kültürü‘ , bir ‘Bilgi İmparatorluğu’ kurmuştur. Kurulan bu Kültür’ün uygar ve akılcı üyeleri , oluşturdukları bu kolektif aklın , zaman içinde insanlığı sarıp sarmalayacağı ve sonunda da tüm dünyayı ortak bir mutluluğa ve refaha taşıyacağı yönünde samimi bir inanca sahiptiler.  

Peki Modernizm’in ya da büyük harfle Aklın bu iddia ve idealleri , dünyamızı bir ‘Yeryüzü Cenneti’ haline getirebilmeyi sahiden başarabilmiş midir ? 

Ardı ardına gelen iki Dünya Savaşı ve yaşadığı  büyük hayal kırıklıkları sonrası Avrupa’lı birey bu soruya , “ Ne yazık ki modernite bizlere vaadettiği şeyleri veremedi .  Modernizm başaramadı. “ şeklinde cevap verecektir :

Gerçekten de Avrupa’nın Akla duyduğu o büyük güven ve inancın ilk sarsılışı , 20. yy.’ın hemen başlarında , I. Dünya Savaşı dönemine rastlamaktadır. Avrupa’da barış ve refahın yerine , kavga ve yıkımın hüküm sürdüğü o dört yıllık süreçte , Avrupa’lı bireyin kafasında Akla ve onun bilgisine yönelik ilk soru işaretleri de oluşmaya başlamıştır. Bununla beraber ölüm ve maluliyet hallerinin sivil insanların gözlerinden uzaktaki savaş alanlarında gerçekleştiği  I. Dünya Savaşı , Avrupa üzerinde  büyük dramatik etkiler yaratmamış , Aklın duvarları birkaç çatlakla bu sarsılışı atlatmayı başarmıştır. 

Oysa ardından gelen II. Dünya Savaşı ve bu süreçte yaşanan Auschwitz ,  Nagazaki , Hiroşima deneyimleri , modern Avrupa ve O’nun temsil ettiği akılcı değerler üzerinde gerçek bir kriz ve sonrasında da ciddi bir travma etkisi yaratmıştır. On milyonlarca insanın ülkelerinden sürgün edilmesi , milyonlarca insanın toplama kamplarında öldürülmesi , tek bir bomba ile aynı anda 200.000’ den fazla insanın yok edilmesi gibi , çürümeyi ve ölümü sıradan insanın günlük hayatının içine sokan söz konusu bu deneyimler , savaşın ardından Avrupa’nın kendisini ve ortaya çıkarttığı bu ‘cehennemi ‘ sorgulamasına yol açmıştır. 

Aklın tüm sorunların kadiri-mutlak çözüm aracı olduğuna inanan bir uygarlık kurmuş olan Avrupa; aynı Aklın ‘Atom Bombası’ adı altında bir ‘icat’ geliştirip yeryüzünde bir kenti ortadan kaldırabileceğini , aynı teknik Aklın , 7- 8 yaşındaki Yahudi çocuklarını yakan , vücut yağlarını da kullanımı için muhafaza eden mükemmel ( ! ) bir fırınlama sistemi tasarlayabileceğini de gördükten sonra , yarattığı Akıl Uygarlığı ile bir hesaplaşmaya girişmiştir.     

Avrupa’nın kendi kimliğine yönelik başlattığı bu öz-eleştiri ve iç hesaplaşma sürecinin bütününü aslında tek bir soru ile ifade etmek mümkündür. İçinden geçtiği büyük krizi anlamak adına , Avrupa’nın kendisine dönüp sorduğu ve yanıtını aradığı o soru şudur :  Auschwitz  Nedir ? 

Bir Avrupa’lının kendisine sorabileceği bu en zor ve en cüretkar soruyu şöyle tercüme etmekte mümkündür : İnsanoğlunun kültürel zaferinin zirvesini  yaşamakta olan bir topluluğun içinde böyle bir dehşet nasıl mümkün olabildi ? Dünyanın en akılcı insanlarının yaşadığı , yeryüzünün en uygar coğrafyasının göbeğinde bu vahşet nasıl gerçekleşebildi ? 

****

Avrupa “Auschwitz nedir ?” sorusuna ,  akademi , enstitü ve bilimsel vakıfların oluşturduğu bir uzman endüstrisi tarafından çeşitli cevaplar üretmiş ve Auschwitz‘i önce kendisine , sonra da Dünya’ya açıklamaya çalışmıştır. Avrupa’nın bu soruya verdiği cevaplara daha yakından bakmadan önce, Auschwitz’in  tam olarak neyi temsil ettiğini  hatırlamak yararlı olacaktır : 

Auschwitz Toplama Kampı , tarihe Holocaust (Yahudi Soykırımı) olarak geçen ve tüm Avrupa’da Yahudiler’in sistematik bir biçimde öldürülmeleri , ırksal olarak yok edilmeleri için Hitler’in doğrudan emirleriyle kurulmuş toplama kampları içinde , en simgesel olanının adıdır. Auschwitz  bu anlamı ile bir fenomendir ve bir fenomen olarak insanlık tarihinde başka bir örneği olmayan Yahudi Soykırımı’nı tek başına kendinde temsil eder.   

Avrupa’nın Auschwitz’i anlamak ,  insanoğlunun bu en derin ve en karanlık deneyimini açıklamak için başvurduğu analiz çalışmaları arasında en bilinen ve yaygın olanı ; Auschwitz’in ,  kökleri Hz.İsa’nın çarmıha gerilerek öldürülüşüne kadar götürülebilecek olan  Hiristiyan Antisemitizmi’nin ( Yahudi Karşıtlığı’nın ) doruğa çıktığı bir an ve nokta olarak sunulmasıdır. Bir başka deyişle Holocaust , Hiristiyan Avrupa’nın Yahudi dinine ve bu dinin üyelerine karşı binlerce yıllık geleneğe sahip olan dinsel kininin , büyük ve dehşetli bir yansıması olarak açıklanmıştır. 
  
Auschwitz’i anlayabilmek adına yapılan ve yine çok yaygın olarak kullanılan bir başka analiz şekli ise , Auschwitz’i ‘Sosyal Patoloji’ kategorisi altında değerlendiren açıklamalardır : Yüksek akılcı ilkelerle donatılmış , sağduyu sahibi Avrupa , kendi içinde geçici bir ‘Deliriş Anı’ yaşamış, içgüdüsel bir saldırganlığın pençesine düşerek ‘normal ve sağlıklı’ olanın dışına çıkmıştır ;  ya da , Avrupa 2. Dünya Savaşı döneminde , insanın doğuştan gelen vahşiliğinin başıboş kalmasına yol açan sosyo-kültürel bir bozulma dönemi yaşamış ve bu hastalıklı dönemde de akıl almaz işler yapmıştır diyen ,  Hitler’i Avrupa’nın bedenine dışarıdan giren bir “kanser tümörü” olarak algılayan açıklamalar bütünü , bu kategori altında ifade edilmiştir.        

Auschwitz Nedir? sorusunun yanıtına ulaşabilmek için uygulanan bir başka analiz yöntemi ise,  parçayı bütünden ayıran ve cevap için sorunun ortaya çıktığı yer olan Alman toplumunun kendisine odaklanan ‘Parça Odaklı’ yaklaşım yöntemidir. Bu yaklaşıma göre Soru’nun yanıtı ,        3. Reich denen iğrenç devleti kuran , Nazizm denen canavarlığı yaratan Almanya ve Almanlar’dadır : Alman tarihinin kendine has bazı dönüşümleri , Alman burjuvazisinin çıkarları , sıradan Alman’ın disiplini ve itaati seven yapısı , Hitler’in takıntılı-nevrotik ruh dünyası , O’nun  peşinden giden Alman toplumunun ahlaki kayıtsızlığı ve acımasızlığı gibi ; Soru’nun cevabını sorunun Almanlığı üzerine odaklayan , problemin nedenlerini problemin ortaya çıktığı yerle özdeşleyen yorum ve açıklamalar bütünü , bu kategorik yaklaşım altında ifade edilmişlerdir. .  

Avrupa’nın Auschwitz’i anlayabilmek adına uyguladığı ve temel olarak yukarıda aktarılan yaklaşım ve analiz yöntemlerini kullandığı söz konusu “Kültürel Otopsi” süreci , bu sürecin sonunda ulaştığı tüm  bu  bilgi , bulgu ve çıkarımlarla kendisini de sonlandırmış  bulunmaktadır.
 
Peki söz konusu “otopsi” sonuçları , elde edilen yanıtlar acaba insanoğlunun bu suçun işleniş sebeplerini tespit edip , suçluyu teşhis edebilmesini ve en önemlisi de , bu suçun tekrar işlenmesinin engellenmesini sağlayabilecek  yetkinliğe  ulaşabilmiş midir ? 
                                         
****
‘Suçun hacmi ve boyutları’ , o suça yönelik gerçekleştirilen sorgulamanın yoğunluğunun da  belirleyicisi ve ölçütü olmalıdır :  Alman Devleti , 2. Dünya Savaşı döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudi’yi öldürmüştür. Sayıya lütfen dikkat edin. Çünkü günde 100 kişiyi öldürürseniz , bu sonuca ulaşabilmek için yaklaşık 200 yıl boyunca bu işlemi tekrar etmeniz gerekir. Eğer Kesin Çözüm’e ( Yahudilerin Yakılarak Yok Edilmesi ) giden yolu , tüm Yahudilerin ‘Davut Yıldızı’ takmaya zorlanması noktasından, yani 1941 yılından itibaren başlatırsak, Hitler ve taraftarları aynı sonuca 3,5 yıl gibi inanılması olanaksız bir süre içerisinde ulaşmıştır. 

Açık bir biçimde belirtilmelidir ki ;  ne “Dinsel Hınç” analizi , ne “Sosyal Patoloji” kategorisi , ne de “Parça Odaklı” yaklaşım yöntemi,  ‘3,5 yıl içinde 6 milyon insanın öldürülmesi‘ olgusunu açıklayabilecek yetkinlik düzeyine sahip değildir. Kaldı ki yapılan farklı tarih ve teoloji çalışmaları , sosyal psikoloji ve siyaset bilimi alanlarına ait ek tahliller de , söz konusu açıklama ve analizlerin yetersizliğini zaman içinde ortaya çıkartmışlardır. 

Örneğin yaşanan soykırımın yapısal nedeninin ‘Antisemitizm’ olduğunu iddia eden tüm açıklama biçimleri , Virginia Üniversitesi’nde Yahudi Araştırmaları Programı’nı yürüten Henry L.  Feingold’un , o  yıllarda bir anket çalışması yapılsaydı, bu çalışmanın  ”muhtemelen , Weimar süresince , Almanların Yahudi düşmanlığının , Fransa’dakinden daha az olacağını göreceğimizle sonuçlanacağını“  belirten ifadesi karşısında önemli bir biçimde zayıflamaktadır. 

Yine , 2000 yıllık bir tarihe sahip olan antisemitizmin niye daha önce değil de , 20. yy.’ın ortalarında böylesine bir uygulamaya yol açtığı sorusu , “Dinsel Hınç” yaklaşımını savunanlarca tam olarak cevaplandırılamamaktadır. Kısacası , “Dinsel Hınç” yanıtı , Auschwitz’in benzersizliği ve bir önceli olmayan niteliği karşısında eksik kalmış ; ‘Kızgınlık’, bir ırkın böylesine toptan ve sistematik soykırımı için tatmin edici bir açıklama olarak kabul görmemiştir.       

Örnek üzerinden gösterilmeye çalışıldığı üzere , Auschwitz’i açıklamak adına öne sürülen yanıtların Auschwitz’i anlamak noktasında yetersiz kaldığı ,  uygulanan otopsinin başarısızlıkla sonlanmış olduğu , kabul edilmesi gereken bir gerçek olarak avuçlarımızın içinde durmaktadır. 

Bununla birlikte , Avrupa’nın kendi kimliğiyle giriştiği bu öz-eleştiri süreci her ne kadar  başarısız olsa da ,  aynı zamanda Avrupa açısından önemli bir ‘İşlevsel Sonuç’ doğurmuştur. Peki nedir bu ‘İşlevsel Sonuç’ ?  : 

Avrupa’nın ‘Auschwitz Nedir?’ sorusuna vermiş olduğu yanıtların tümü son tahlilde tek bir ortak mesajı vermektedir : Auschwitz deneyimi , Avrupa’nın yüzyıllar boyunca adım adım kurduğu kültürünün bir ürünü değil, geçici ve tekrarı mümkün olmayan bir hatasıdır. Bu mesaj ise yine tek bir şeye hizmet etmektedir : Avrupa’nın kendi kültürünü aklaması , sosyokültürel yapıda asli ve radikal revizyonlara gitmeye gerek olmadan , Avrupalı kimliğini ve yaşam biçimini koruması . Böylece Avrupa kucağındaki saatli bombayı etkisiz hale getirmiş, sorunu çözmese dahi yarayı dağlamıştır. Her şeyin sonunda ve sonrasında gelinen nokta ise , teorik bir gönül rahatlığı ile  Auschwitz’in  insanlığın ortak bilincinde unutuşa ve unutuluşa terk edilişidir.
****

Aktardığımız üzere , Avrupa’nın Auschwitz üzerinden kendi kültürüne uyguladığı otopsi ,    sonuç olarak , Kıta’nın o ”Büyük Suç” karşısında bir fail olarak  suçsuzluğunu ilan edişi , beraberinde de  kendi kültürel kimliğini ve yaşam tarzını muhafaza etmesi adına , bir “Delil İşlevi” görmüştür.  

Oysa Biz’e göre , “otopsi” sonucuna söz konusu “işlevselliği” sağlayan şey , otopsi sürecinin başarısızlığı , yani sürecin YANLIŞ YANITLARLA sonlanmış olmasıdır : Doğru ve sorulması gereken bir soruya hatalı yanıtlar verilmiş, o hatalı yanıtlar da  beraberinde yanıltıcı bir amaca hizmet etmişlerdir. 

Ama bundan çok daha önemlisi, bu otopsiden elde edilen yanıtların , Gerçek Yanıt’ın üstünü örtmesi, onu gizlemesi ve çarpıtmış olmasıdır. Bu durum, insanlığın aynı dehşet deneyimini yeniden yaşayabilme olasılığının devam ettiğini, kapının bu ihtimale sürekli olarak açık bırakıldığını göstermesi açısından , aynı zamanda fazlasıyla ürkütücüdür. 

Girilen hesaplaşma , yapılan özeleştiri Soru’ya tam ve doğru bir Yanıt verememiştir ve Soru tüm radikalliği ve görkemiyle orada durmaya  devam etmektedir. 

Peki ‘Yanıt’ nedir ?  Yanıt’a ulaşabilmek için , öncelikle Avrupa’nın kendi Kültür’üne uyguladığı  “Otopsi”nin neden başarısızlıkla sonuçlanmış olduğunun anlaşılması gerekir : 

Tıp bilimi bir otopsi uygulamasının nesnel kurallarını koymuştur. Tam ve gerçek bir otopsi , bedenin üç noktasına müdahale edilmesiyle gerçekleştirilir : Karın , göğüs ve baş. Avrupa’nın kendisine uyguladığı kültürel otopsi ise , yarım bırakılmış bir otopsidir. Karın ve göğüs açılmış, fakat kafatasına dokunulmamıştır. Buna ek olarak , sözkonusu otopsi bir travmayı tedavi etmek amacıyla gerçekleştiriliyor ise ; bu amaca ulaşabilmek için , travmayı yaşayanın travmatik o durumu doğuran sebeple doğrudan yüzleşebilmesi gerekir , ki ancak bu yüzleşme aracılığı ve sayesinde o durumu aşabilir. Yapılan otopsi ise , Avrupa’nın Auschwitz travmasını aşabilmesini sağlayacak ‘Kendini ve Kendi Gerçeğini Görme’ noktasına kadar  götürülmemiş ,  götürülememiştir. 

Bilinçli ya da bilinçsizce mistifikasyon ve manipülasyonlara maruz kalmış ve bizden uzaklaştırılmış olan Yanıt’a ulaşılabilmek için , Feingold’un devam etmesine , gerçeğe korkmadan bakabilmesine izin verelim :

“Auschwitz, modern fabrika sisteminin kendisi idi. Mal üretmek yerine bu kez hammadde insanlar, ürün ise ölümdü ve bu ürün ‘günde şu kadar birim’ diye üretim çizelgesinde özenle belirlenmişti. Modern fabrika sisteminin en önemli simgesi olan bacalar, insan etinin yakılmasıyla oluşan keskin dumanlar püskürtüyordu. 

Modern Avrupa’nın son derece akıllıca düzenlenmiş olan demiryolu ağı, bu fabrikalara yeni bir tür hammadde taşıyordu. Tıpkı öteki kargolarda olduğu gibi yapıyordu bunu. 

Gaz odalarındaki kurbanlar, gelişmiş Alman sanayi tarafından üretilen zehirli gazları soluyordu. Mühendisler krematoryumları düzenlediler. Yöneticiler ise yüksek verimle çalışacak bürokratik bir sistem kurdular. Tanık olduğumuz, örgütlü aklın gerçekleştirdiği bir sosyal mühendislik uygulamasının büyük bir şemasından başka bir şey değildi. “

****

Modernizmin tarihsel seyrini aktarırken görmüş olduğumuz üzere, insanın doğanın matematiğini çözüp , onun üzerinde hakimiyet kurmasıyla başlayan müdahil ve mühendis tavrı, onun doğa alanında kazandığı başarıların verdiği özgüvenle toplumsal yaşamı da ‘Kontrol altına alınabilecek ya da yönlendirilebilecek bir alan‘ , ‘Islah edilecek ya da yeniden üretilebilecek bir nesne’ olarak algılamasına ve zihin dünyasında ‘Sosyal Hayat’ ile ‘Doğal Hayat’ arasında bir korelasyon geliştirmesine yol açmıştır. 

Yaklaşık 250 yıllık bir geçmişe sahip olan bu sosyal mühendis yaklaşım, yöneticilerin toplumsal yapıyı da , aynen bir bahçıvan - bahçe ilişkisinde olduğu gibi , önceden alınan karar ve yapılan planlar doğrultusunda ve genellikle zor yoluyla re-organize edilmesi gereken “Doğal Bir Alan” olarak görmesine neden olmuştur. 

Bu anlamda Modernizm aynı zamanda bir ‘Bahçe Kültürü’dür ve modern toplumlarda sosyal bütüne dair söz sahibi olan kişiler , idareciler / aydınlar , ihtiyaç hissettiklerinde o toplumsal bahçeye müdahale edip ona şekil vermeyi , meşru ve gerekli bir amaç olarak görürler. 

Yapılan bu çözümlemenin projeksiyon ışığında , Hitler imgesi , Dünya perdesine yansıyan ‘Büyük Bahçıvan’ simgesi altında yeniden okunabilir : Beklenen bahçıvan gelmiştir. Bahçıvanın yaptığı şey , mükemmel bir bahçe oluşturabilmek adına , güzel ve sağlıklı diğer bitkilerin arasındaki zararlı otları ayıklamaktır. Söz konusu zararlı otlar bahçenin saflığını ve güzelliğini bozduğu için sökülüp atılmalı , yabani dallar bahçe makası ile budanmalıdır. 

Yaptığı bir çok propaganda konuşmasında Yahudilerden ‘haşere’ olarak söz eden Hitler’in ‘Irksal olarak saf, üstün bir sosyal düzen kurma‘ amacı ve bu amaca ulaşmak adına gerçekleştirdiği dehşet pratiklerinin tümü , MODERNİZM’İN EN DERİN HATTI OLAN BU SOSYAL MÜHENDİS MANTIĞIN , BU BAHÇE KÜLTÜRÜ’NÜN  ÜRÜNÜDÜR.

*****

Auschwitz deneyimine biraz uzaktan ve geniş bir perspektifle baktığımızda , yaşanan vahşetin garip bir biçimde modernitenin toplumsal norm ve kurumlarıyla çatışmadığını görürüz.             Tam tersine Auschwitz’i gerçekleşebilir kılan, bu norm ve kurumlardır : Modern Ulus Devlet; Modern Bürokrasi’nin Kurum ve Aygıtları ; Modern Bilimler ( Kimya , Biyoloji ,                 Tıp - Dr. Mengel’i hatırlayalım - ) ;  Modern Kültüre Ait Olan Kapitalist Ekonomi-Politiğin Çalışma Prensipleri  ( Unutulmaz Fordist Bant Sistemi …)  ve tüm bu bileşenleri bir amaca odaklayan , bir araya getirip örgütleyen modern çekirdek … AKIL .     

Nazilerin ürettiği saf ve üstün bir ırk yaratma amacı ve bu amaç için bulduğu ‘Kesin Çözüm’ fikrine, Aklın ürettiği araçlarla , yani mesafeli ve nesnel olabilen bilimsel çalışmalar ve bürokratik mekanizmalarla gidilebilirdi. Bu anlamda , Modernizm’in teknik araç ve kaynakları , Holocoust’u engelleyen , zorlaştıran unsurlar değil , tam tersine “onlarsız olabilmesinin mümkün olmadığı” bir niteliğe sahiptirler.  Başka bir deyimle, Modern uygarlık ve onun en önemli başarıları olmasaydı ,  Holocoust’ da olamazdı. 

İnsanlığın Auschwitz deneyimini, modern kültürün yüzyıllar içinde kendisini olgunlaştırması, sahip olduğu teknik mekanizmaları yetkinleştirmesi sonrası , yani Geç-Modernizm Dönemi’nde yaşaması gerekiyordu ve öyle de oldu. Bu nedenle Biz’e göre Auschwitz’i , ilkel, geri, arkaik bir şey olarak değil , bizzat gelişmiş akılcı uygarlığın bir ürünü ve modernitenin ‘son çıktısı’ olarak değerlendirmek  gerekir.
 
*****


Gerçekten de Auschwitz’in benzersizliği , Auschwitz’i açıklamaya çalışırken Holocoust tarihçilerini en çok zorlayan şey olmuştur . Oysa Auschwitz’i anlamanın anahtarı , tam da onun bu benzersizliğidir : 

Modern soykırım, tarihteki diğer toplu imha hareketlerinden ayrılır. Modern soykırım BİR AMACI OLAN soykırımdır. Modern soykırım için, imha edilmek istenenden kurtulmak, kendi içinde sonlanan bir amaç değildir. O bir araçtır, yolun sonuna varmak isteyenin atması gereken bir adım, arkada bırakması gereken bir safhadır. Yolun sonu ise, eskisine oranla kökten farklı ve kökten yenilenmiş sağlıklı bir toplumun büyük hayalidir : Naziler, Yahudiler için gaz odalarını inşa etmeden çok önce , Hitler’in emriyle , kendi zihinsel ve bedensel özürlü yurttaşlarının öldürülmesi, bedensel olarak sağlıklı kadınların ırksal olarak üstün erkeklerle örgütlü bir şekilde döllenmesi biçimindeki yöntemlerle Üstün Bir Irk Yetiştirme’ye ( ÖJENİK AMAÇ ) başlamışlardı bile. Yahudilerin yok edilmesi işlemi de , yine toplumun ırksal ıslahı ve Öjenik son amaca ulaşmak için yapılmış diğer bir uygulama idi.  

Öjenik Amaç, Aklın ürettiği bilinçli bir tasarımdır ve  Holocoust’u modern yapan şey de , bir ‘Amaç’a  ve o amacı üretmiş olan bir ‘Akla’ dayanmasıdır.  Öjenik Amaca ulaşmanın bir aracı olarak Auschwitz ise , modernizmin kurucu çekirdeği olan Aklın çalışma biçimine içkin olan zorunlu totaliteryen eğilimin açık bir örneğidir : 

AKIL DENEN MEKANİZMANIN ASLİ ÇALIŞMA ŞEKLİ , DÜŞÜNMEK’TİR. DÜŞÜNEN AKIL İSE , DAİMA “ YÜZEYİN ALTINDAKİ DERİNLİĞE İNMEK “ İSTER. ÇÜNKÜ DÜŞÜNMEK , AKLIN SANKİ BİR YERÇEKİMİ YASASINA TABİ OLMASI GİBİ , DÜŞMEKTİR ASLINDA. DÜŞÜNMEK , BİR KÖK VE KÖKEN ARAYIŞIDIR . KÖK İSE , “SAF  VE  PÜR OLAN” DIR . DÜŞÜNCE  SÜREĞEN  BİÇİMDE  BU  SAFLIĞI , BU  KESİNLİĞİ  ARAR. 

İŞTE AKLIN ‘KESİNLİK’ E ( YADA ‘HAKİKAT’E ) ULAŞMA İSTEĞİ ;  KESİNLİĞİ BOZAN UNSURLARIN , YERİNE OTURMAYANIN , FARKLI OLANLARIN BASTIRILMASINA YA DA DIŞARIDA BIRAKILMASINA NEDEN OLUR. ÖTEKİ’NİN, FARKLI OLANIN SADECE VAROLUŞU DAHİ, ULAŞILAN YADA ÜZERİNDE UZLAŞILAN KESİNLİĞİ SABOTE ETTİĞİ , SAKATLADIĞI İÇİN TEHLİKELİDİR VE YOK EDİLMELİDİR. “AKIL , ÖTEKİNE KARŞI KAYITSIZ VE ACIMASIZDIR.”

Avrupa Akıl İmparatorluğu’nun ileri uç beyi Almanya’da, Hitler ve kadrosunun eliyle tasarlanmış olan ‘Saf Bir Irk Yaratma İsteği’ , Aklın bu saflık , kesinlik isteminden başka bir şey değildir. Yahudiler ise bu denklemde söz konusu “KESİNLİK İSTEMİ”ne uymayan unsuru ifade etmektedir.


Gerçekten de Yahudiler, Çingeneler’le birlikte , Dünya’nın yersiz - yurtsuzlarıdır ve yaşadıkları topluma uymayan, uyduru-lamayan , kendi farklarını özenle koruyan bir halk topluluğunu temsil ederler. Yahudi ‘Varoluşsal Farklılık’tır : Yahudilerin etnik farklılığı , ırksal kesinliğin yaratılması , yani Öjenik Amaç ve kurulacak Büyük Germen İmparatorluğu için bir tehlike oluşturduğu gibi ; sahip oldukları dinsel farklılıkları da, Avrupa topraklarında Hiristiyanlık Dini’nin geçerli tek dinsel hakikat olarak kabul görmesini engelleyen bir başka tehlikeli durum oluşturmaktaydı. Aklın karşı konulmaz kesinlik ihtiyacı ise, kesinliği iki ayrı noktadan bozan bu unsurun derhal ortadan kaldırılmasını gerektiriyordu. Ve Akıl KESİN ÇÖZÜM‘ü buldu :  Bu çifte sabotajcıları en hızlı biçimde yok etmek için   özel fırınlarda yakmak …

****

Hayır , II. Dünya Savaşı’nda yaşananlar Almanya’nın çıktığı bir ‘Amok Koşusu’ DEĞİLDİ. (Avustralya’da örnekleri görülen , kişinin koştuğu güzergahta önüne çıkan diğer tüm insanları seri biçimde öldürdüğü bir çıldırış ve sinir krizi nöbeti ) Auschwitz ;  bilimsel bilgi ve uzmanlıkla yürütülen,  planlı bir biçimde koordine edilip ustaca yönetilen ve büyük bir soğukkanlılıkla gerçekleştirilen kitlesel bir ölüm projesi ;  teknik , sistematik ve yöntemli çalışan mühendis bir aklın ,  adım adım tasarladığı  toplu bir imha planıdır. 

Hayır , Hitler bir ‘Çılgın’ olmadığı gibi, onun izinden giden SS subayları da sosyopat ve sadist kişiler DEĞİLDİ. Gerek Hitler gerek SS’ler , Avrupa Akıl Kültürü’nün rahminden doğan, Modernizm’in akli ve meşru çocuklarıydı. Amerikalı Kren & Rappoport’un araştırmaları da bu tespitimizi doğrulamaktadır : “Bilinen klinik kriterlere göre ‘anormal’ olarak nitelendirilebilecek SS‘lerin oranı %10’dan fazla değildi. Bu oran, kamplardan sağ kurtulmuş kişilerin ifadelerine yansıyan , sadistçe vahşet patlamalarıyla ünlenmiş SS üyelerinin , kamplarda genellikle bir ya da birkaç tane olduğu yönündeki beyanlarına da uygundur. Bizim kanımızca SS üyelerinin büyük çoğunluğu, Amerikan ordusuna yeni katılan erlere ya da  Kansas City polisine uygulanan olağan psikiyatrik testlerin tümünden kolaylıkla geçebilirdi.” 

****







Tüm bu açıklamalarımızın sonrasında , Avrupa’nın aynada kendi yüzüne bakıp da kendisine itiraf edemediği o Yanıt’ı , O’nun adına  Biz  dile getirelim : 


AUSCHWITZ , MODERN AVRUPA KÜLTÜRÜ’NÜN  GEÇİCİ  BİR ‘HATASI’ DEĞİLDİR . 

AUSCHWITZ, MODERNİTE’NİN   NORMAL YOLUNDAN ‘SAPMASI’ DEĞİLDİR.
 
AUSCHWITZ , MODERN KÜLTÜR’ÜN  DOĞAL  VE  DOĞRUDAN  SONUCUDUR .

AUSCHWITZ , MODERNİTENİN KURUCU ÇEKİRDEĞİ OLAN AKLIN , ZORUNLU OTORİTER YÖNELİMİNİN  DIŞAVURUMUDUR.

AUSCHWITZ , AVRUPA  AKIL KÜLTÜRÜ’NÜN  OLMAYAN KALBİDİR. 

AUSCHWITZ , MODERNİZM’DİR.

AUSCHWITZ , AVRUPA’DIR …
   

                                            

* Bu metin , sosyolog ve kuramcı Z. Bauman’ın  ”Modernite ve Holocaust”  kitabının asli   
     savına olan  entellektüel borcunu kabul eder.

 


                                                                                             Enver Hakan ÖZDEMİR
   06.04.2012 / Bursa-TÜRKİYE


İzlenme Sayısı:2139

  • PAYLAŞ