Eşkâl

Ama küçük bir miktar kuşkuculuk iyidir. İnsanın tedbirli olmasını sağlar. Ya ? Ya ? Düşündüklerim doğru çıkarsa? Adam bana yapacağını yaptıktan sonra karakolluk olmuşken.

Dehşet içindeydim. Fark etmem niçin bu kadar uzun sürdü anlamıyorum. Saflığıma verelim. Bir dakika belki de çocukken yaşadığım herhangi bir olay, hissettirmeden, sinsice vücudumun her noktasına sinerek beni buna zorladı. Hangi nedenle olursa olsun kişinin, bilhassa ilerlemiş yaşında, kendine dair bir özelliği tak! diye tespit etmesi, vallahi ne yalan söyleyeyim, açıkça dehşete düşürüyormuş.

Birazdan yine bir yolunu bulup burnumun dibinde bitiverecek. Akşam her nasılsa fırsat bulup beş on dakikalığına da olsa yanımdaydı. Her vakit olan ritüele ikimizde harfiyen uyduk. Sessiz bir anlaşma yapmış borsacılar veya ne bileyim aynı çetenin bağbanı mafyöz tipler gibiydik. Asla sevgili gibi değil mesela. Uzak ama bağımlı bir ilişki tarzı. Kürek mahkûmlarının birbirine mecburiyeti gibi. Birbirimize mahkûm oluşumuzu biz dışında kimse bilmiyor.

Bütün bunlar bir yandan aklımdan hızla geçiyor, öte yandan aileme kısa notlar yazarak mı yoksa fazla telaşlandırmadan telefonda mı bilgilendirsem iyi olacağı telaşındayım. Hani dünya hali. Ne olur ne olmaz? Kulaklarına kar suyu kaçmış olsun da gelişmelerin farkında olsunlar. Hem evli ve çocuklu olmanız başınıza gelebilecekleri azaltmıyor.

İlk karşılaşmanın hazzı, iticiliği, neşesi yahut saadeti sonra kurulacak ilişkinizin kalitesini belirler, malumunuz. Kimsenin ilk karşılaşmada hazzetmediği bir şahsiyetle sonra samimi ilişki kurması ihtimal dahilinde değil. Ancak karşınızdaki hakkında olumlu yargılara sahip olduğunuzda aralıkları yaşamın elverdiği zamanlamaya kalarak, görüşürsünüz. Ancak bazı karşılaşmalar tekinsizdir. Kontrol sizle alakalı değil. Ne olacağı nereye evrileceği hakkında en ufak bir fikir yürütemezsiniz. Bilinmeyen bir iklimde fırtına bekler bir hale sokar sizi. Sancılı geçer. Bazen birkaç gün, bazen ise bir an, kısacık bir an, hayatınızı sorgulamanıza dahi sebeptir.

İşte böyle oldu. Onu ilk gördüğümde aramızda kurulan sıradan ilişkide hepimiz kendine düşen role sahiptik. O otelde eşyaları taşımayla görevli kat sorumlusu, ben alelade bir müşteri. Son derece saygılı, beyefendi bir şekilde bavullarımı güç bela odaya taşıdı. Bavullarımın rengârenk oluşundan etkilendiğini sanmam. İçindekiler hakkında hayal kurduğunu da zannetmiyorum. Zaten ortalama bir kadın bavulunda ne olabilir ki ziyadesiyle giysiden başka.

Her gün üst baş değiştiren kadınlardan değilim. Bavulumda okusam da sadece taşısam da mutlaka birkaç kitap bulunur. Yeni keşfettiklerimden değil. Uzun uzadıya bir ilişkim olan metinlerden ki kendimi yalnız hissetmeyeyim. Yeni keşiflere hele ki seyahatlerde güvenmem. Onları bildiğim ortamlara bırakırım. Güvendiğim, yıllardan beri benle olan metin dururken yeni keşfe kalkışmanın neresi akıllıca? O metinlerin daha çok ekmek yemesi, beni klasik olduklarına ikna etmeleri gerekir. Kuşkusuz oldukça zor bir okurum. Hani sehpanın üstüne çık kızım şarkı söyle zamanlarımız vardır ya tee o vakitten beri okuyunca aşırı fikir sahibi olmam kaçınılmazdı. Çevremi bazen yorduğumu hissediyorum. Güç beğeniyor olmamı beni tanımamış olanlar ukalalık sayıyor farkındayım. Vakit varsa böyle olmadığını anlatırım, vakit yoksa çokbilmiş ebegümeci olduğumu onlarla birlikte daha yeni fark ettiğimi sanmalarını sağlarım.

Bavullar diyordum, renklerinden ya da mekanizmalarından pekâlâ etkilenebilir bir kat görevlisi. İnsanların ilk aklına gelen hırsızlık nedense bu adama karşı pek yakın bir sözcük ya da eylem değilmiş gibi geliyor bana. Hayır, bu zata bahşiş uzattığımda sanki lütfedermiş gibi alması, bana bahşişi az mı buldu sorusunu sordursa da hayır bir borsa brokerinin yanında, bir müteahhidin yanında, bir belediye başkanının yanında bu adam peygamber sakalı gibi kalır. Kesin.

Peki, ama neden her an; kahvaltıya indiğimde, bi soluklanayım dediğim lobi koltuklarında, bahçede gazete karıştırırken her an çevremde geziniyor? Ne yaptım ki ben ona? Tavuğuna kışt koyununa ho dememişimdir. Akraba ya da akran değiliz. Akrabalık kariyerim iyi gün kötü günle sınırlı. Çayımı yudumlarken göz göze geliyor olmamız da mı tesadüf? Ne istiyor bu adam benden? Belki de boş kuruntular içindeyim. Bu ismini dahi bilmediğim beyefendi sadece yardım etme maksadıyla çevremdedir belki de. Biçare aklımdan geçirdiğim bu fesatlıklara Allahtan tanık değil. Büyük kentin varoşlarında oturduğu her halinden belli. Her sabah işe gelirken toplu taşım kartını idareli kullandığı da. Benimkisi de ne kadar üstten bir bakış. Tüm sokak çocukları suçludur tüme varımı gibi. Utanmalıyım. Şiddetle aklımdan geçen tüm fesatlıklar için bi kere şeytana uydum Allah’ım ne olur affet beni diye dualar etmeliyim.

Ama küçük bir miktar kuşkuculuk iyidir. İnsanın tedbirli olmasını sağlar. Ya? Ya? Düşündüklerim doğru çıkarsa? Adam bana yapacağını yaptıktan sonra karakolluk olmuşken. İki gözüm iki çeşme olanlara hayret etmiş bir şekilde kaşlarımı kaldırmışken. Acıların çocuğu ya da sınıf annesi vaziyetindeyken. Ya o kısa boylu olanı değil de uzun boylu sigara kazanına düşmüş gibi kokanı yanıma usulca yaklaşıp – hanımefendi bakar mısınız? Şüpheli şahsın eşkâlini vermelisiniz, derse! Allah’ım dehşet içindeyim. Her gün gördüğüm kapıcımızın bile eşkâlini veremem. Kısa mı uzun mu orta boylu mu olduğundan şüphe ederim. Ki saysan dakikalar dahilindeki tanışın eşkâlini mümkün değil veremem.

Boyunu mu ölçtüm? İlahi pek hoşsunuz komiser bey. En pırpırsız polise dahi komiserim diye seslenmek hayırlıdır. Karakoldaki tüm işlerin daha rahat çözülür. Eşkâl nasıl verilir?  


İzlenme Sayısı:309

  • PAYLAŞ